| |
Eğitimde Dramanın Önemi
Anıl Karaoğlu
anil_karaoglu@hotmail.com
www.elyadal.com
Hacettepe Üniversitesi,
Devlet Konservatuarı
Bazen kafanızı kaldırıp şöyle bir etrafınıza baktığınızda, insanların
koşuşturmalarını fark edersiniz. Kimi yalnızca doymak için hızla
yemeğini yerken; bir başkası yanından geçtiği bahar çiçekleriyle dolu
ağaçların ve üzerinde bin bir şekil oluşturan bulutların farkına
varmadan, başını önüne eğmiş, belki gözlerini doğrulttuğu kaldırım
taşlarına bile bakmadan geçip gitmektedir. Belki de tam o sırada
gözünüz, elini az önce aldığı çilek poşetine daldırırken gözleri
ışıltılar saçan, çileği ilk ısırdığında yüzüne kocaman bir mutlulukla
karışık tatmin duygusu yayılan kadına takılır. Yüzünde öyle bir ifade
vardır ki, siz çileğin kokusunu ve tadını içinizde hissedersiniz. Kadın
çileğe karşı sizde bir istek uyandırır. Diğerlerinden farklı olarak
kadın çileği sadece yememiş, onu yerken tüm duygularını kullanarak;
kokusunun, tadının, renginin, yeşil beneklerinin, ilk ısırığındaki
sesinin farkına varmış; çileği adeta yaşamıştır. Çileğin ve kendisinin
dışında, duyularını da devreye sokarak o ana üçüncü bir boyut katmıştır.
Başımızı biraz daha kaldırıp pencerelere baktığımızda, içeriden gelen
gür ve otoriter sese karşılık veren bir çocuğun sesinin geldiği sınıfa
takılır gözümüz. Biraz yaklaşıp gözlemeye başlarız daha sonra. Masanın
başındaki adam Vikingler'den bahsederken, arada bir kafasını kaldırıp
sorular sormakta ve parmak kaldıran, belli ki sınıfın en
çalışkanlarından olan öğrenci de sorularını yanıtlamaktadır. Yanıtlar
bir çocuğa ait olamayacak kelimelerle doludur ve nedense yanıtın
başlamasıyla bitmesi bir olmuştur. Çocuk ezberlediği her şeyi bir
solukta tekrarlamış ve öğretmeninden de "aferin"i almıştır. Belki de
hayatı boyunca ona sorulan her sorunun cevabını kitaplardan ezberlediği
cümlelerle anlatacak ve hayata, sorularla cevapların arasına kendi
düşünce ve deneyimlerini katmadığı için, iki boyutlu bakmaya devam
edecektir.
Her nedense; eğitimde hayal gücü, canlandırma gibi yaratıcı faaliyetler
daha çok, resim ve kompozisyon gibi alanlarda devreye sokulmuştur.
Oysaki; hayatı çok boyutlu algılayabilmek için, kendi duygu ve
düşüncelerinin farkında olmak, öğrendiklerini deneyimlemek, yaratmak
gereklidir. Yaratmak için de, bir çocuğun düşünce ve hayal gücü
yeteneklerinin harekete geçirilmesi gereklidir. Bu ise her derse, hatta
tarih dersine bile uygulanabilir. Tarih dersinde bir çocuğun Viking
olması; bir Vikingmiş gibi, tamamen kendi düşünce ve kelimeleriyle,
kendine has ifadesiyle, nasıl, ne şekilde yaşadığını anlatması, tarihi o
kitaptaki kelimeler olmaktan çıkarıp, gözlerinin önüne serecek;
Vikingler'i tüm duyularıyla görerek, duyarak, hissederek, hayal ederek,
canlandırarak üçüncü boyuta taşıyıp, böylece onları kendi duygu ve
düşünce süzgecinden geçirerek yaşamasını sağlayacaktır.
Bu noktada eğitimde drama devreye girer. Dram sanatı; gerçek yaşamda
olmuş, olan, ya da tasarlanmış olayları; yani gerçek ya da düşsel
dünyadaki olayları taklit eder, oynar, gösterir. Drama; gösteri
sanatları içinde en kendine özgü olanlardandır, hayali evrenini yaratmak
için, gerçekliği; gerçek insanlar ve genellikle de gerçek nesneler
kullanarak gösterir.
Eğitimde dramanın kullanımı, çocuğun öğrendiği şeyleri tamamen kendi
akıl ve hayal gücü süzgecinden geçirmesini sağlar. Çocuk bu yolla,
anladıklarını; kendi kelimeleriyle, öğrendiği şeyin onda yarattığı
çağrışımlara dayanarak ifade eder. Bu öğreti şeklinin, bir insan
hayatında yaratacağı etki çok açıktır. Kişi kendi duygu ve düşüncelerini
fark edip tanıyarak, tıpkı üç boyutlu masal kitaplarının hikayeyi
gözümüzde canlandırması gibi, hayatı tüm duyularıyla algılayıp, her
yönüyle görebilecek, her anını kendisi için yaşanır kılmayı bilecektir.
Bu yazı PiVOLKA'nın basılı sürümü ile aynıdır. Kaynak göstermek için:
Karaoğlu, A. (2003). Eğitimde dramanın önemi. PiVOLKA, 2(6), 18. |
|